73404037_2503433049916554_1695449966572470272_n

 

Toplumları içten içe, çökerten şiddet sarmalını ünlü Sosyolog Johan Galtung şöyle tarifler: 

''Şiddet üç yönlüdür'' 

1- Doğrudan Şiddet : ''Kişiye doğrudan yapılan fiziki zarar veren saldırı.'

2-Yapısal Şiddet : “Şiddetin görünmeyen yüzü. Toplum ve bölgesel ekonomik yaşam şartları eşitsizlikleri en tehlikeli olanıdır.

3- Kültürel Şiddet : Kişinin inancı, rengi, ırkı, töresi, dünyaya bakış açışı, cinsel tercihi, bölgesi vs. gibi toplum ve topluluğun bir diğerini ''Öteki'' görmesi, baskılaması…

 

 

Fiziksel şiddetin dozunu artıranlara karşı, şiddetin en büyük mağdurları olan kadınlar ve çocuklar şiddete karşı nasıl korunacaklar? Ya da nasıl korunmalıdır?

 

 *Aslında, en başa dönüp “korunmak” zorunda bırakılmayı ele almak gerekir. Temeldeki sorun çözülmediği sürece, çatının tamiri “geçici” düzelmeler sağlar.

 

*Toplum yapısındaki üstünlük ve hakimiyet algılarının cinsiyetler ve sıfatlar üzerinden kurulmasından vazgeçilmesi sağlanmalıdır. Bu vazgeçişi ancak eğitim ile sağlamak mümkün olacaktır. 

 

 *Şiddetin tırmanışına son vermek için bölgesel olarak yaşam şartlarını eşitlemek gerekiyor.

 

 *Toplumsal algı operasyonlarında eğitimin şiddet önleyici gücünün artık ele alınması şart! Topluma enjekte edilen öfke mekanizmalarının teşvik edici söylemlerle desteklenmesi, aynı zamanda caydırıcı yasaların uygulanmayışının ana temeli eğitimsizlikten geçiyor.

 

 *Fırsat eşitliğini sağlayarak, doğrudan, yapısal ve kültürel şiddeti de önlemek yine eğitim algısıyla gelişir. 

 

* Nitelikli eğitimin var olduğu toplumlarda şiddeti denetleme gibi bir önlem düğmesine ihtiyaç duyulmaz. “Çağdaş dünya insanı” algısına varana kadar “karıncayı bile” tabirindeki “bile” kelimesinden karıncanın incineceğini düşünene kadar, erkek, yaşlı, genç eğitilmek zorundayız. Aksi halde insanlığın düşü haline gelen eşitliğin toplumla buluşması söz konusu olmayacaktır.