ba

 

ÖZEL HABER

Ataşehir’de Kültür Sanat Etkinlikleri kapsamında başlayan “Yazarlar Çocuklarla Buluşuyor” söyleşilerinin bu ayki konuğu ünlü çizer ve yazar Behiç Ak oldu. Ataşehir'e çocuk okur dinler kitlesiyle buluşan Behiç Ak ile çocuk edebiyatı ve gelişim süreçleri hakkında konuştuk. Ak, "Seksenli yıllarda bazı çocuklar kitapların yazarlar tarafından yazıldığını bile bilmiyorlardı." dedi.

 

 

Ahmet Telli Çocuk ve Halk Kütüphanesi’nde gerçekleştirilen söyleşide Behiç Ak, çocuk okurlarıyla buluştu. Buluşma sonrasında Ak ile çocuk edebiyatı üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. Yazara, çocuk edebiyatının gelişimine ilişkin sorularımızı yönelttik.

 

1980’lerden bu yana çocuk kitapları yazıyorsunuz. O günden bugüne yetişkinlerin dünyası çok değişti. Ya çocukların?

 

 “Çocuklar daha çok okumaya başladılar. Okul öncesi kitaplar çok çok azdı. Yine az ama 80’lerle kıyaslanmayacak kadar fazla. Bir de çocuklar daha çok seçici olmaya başladı; çocukların sevdikleri yazarlar, hatta sevdiği yazarın sevdiği veya sevmediği kitaplar... Seksenli yıllarda bazı çocuklar kitapların yazarlar tarafından yazıldığını bile bilmiyorlardı. Çocuk edebiyatı çok değişti. Okullara da girdi.  Eskiden okullara çocuk edebiyatının girebilmesi için didaktik, öğretici veya daha çok öğüt verici öyküler olması gerekiyordu. Çocuk edebiyatı diye bir şeyin okullara pek girmesi söz konusu değildi. Şimdi çocuk edebiyatı eğitimin bir parçası olarak verilmeye başlandı. Onlar çok geliştirdi. Epey ciddi çocuk edebiyatçıları kuşağı var şimdi. Tabiki zamanla daha çok değişeceğini düşünüyorum."

 

 

 

"EDEBİYAT İNSANLA İLGİLİDİR"

 

Yaratım ve teknolojiyi birlikte düşündüğünüzde nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

"Teknolojinin getirdiği yenilikler anlamında belki konularda değişiklikler olmuştur. Ama yapısal olarak bir değişiklik olmadı. Çünkü çocuk her zaman için çocuk. İnsan da her zaman için insan. Teknoloji tarafından belirlenmek, yaratımın teknolojinin getirdiği değişikliklere  göre pozisyon alması doğru değil. Edebiyat insanla ilgilidir. Yani onu konu edebilir ama ‘artık daha kısa yazıyoruz’ diye bir sonuç çıkmıyor. Bazen buna çok sosyolojikmiş gibi bakan insanlar var ama doğru değil. Bugün çok uzun ve kalın romanlar da, filmler de var ve hepsi meraklısını buluyor. O yüzden böyle bir kural getirmek tarihsel olarak çok doğru değil.”

 

 

HEM BÜYÜKLER HEM ÇOCUKLARIN OKUDUĞU KİTAPLAR...

 

Çocuğun okuma-yazma öğrendikten sonra yetişkinle olan hikaye anlatıcılığı-dinleyiciliği ilişkisinin bittiğini söylüyorsunuz. Sonrasını merak ediyoruz. Çocuk edebiyatı sonraki aşama için nasıl bir yere sahip oldu?

 

 “Yazarların farklı tercihleri olabilir. Benim tercihim şu: ben gene sonrası için de çocukla büyüğün paylaşması gerektiğini düşündüğüm kitaplar yazmaya çalıştım. Hem büyükler, hem çocuklar okusun.” 

 

 

"ANCAK OKUYARAK VE YAZARAK OLACAK BİR ŞEY"

 

Baskıların giderek arttığı günümüz dünyasında çocuklara özgürlük ve birey olma fikrini nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

“Biz anlatmıyoruz.  Bireysel dünyası gelişen çocuklar var gerçekten. Çocuklar kendi kişisel tercihlerini, seçici yanını ve algılarını genişleterek, çeşitlendirerek oluşturuyor. Okuyarak ve yazarak oluşturuyor. Kendini daha iyi ifade edebildiği, ifadelerinin zenginleştiği, kendi fikirlerini oluşturduğu bireyleşme sürecine girmesi söz konusu oluyor. Bu ancak okuyarak ve yazarak olacak bir şey. Çocuklara "birey olun" deyince çocuklar birey olmaz.” 

 

 

 

"KALİTELİ BİR EDEBİYAT METNİNİ HİÇ KİMSE ENGELLEYEMEZ"

 

Çocuk edebiyatı ve okulda görülen eğitim ne kadar kesişiyor?  Çocuk kitapları okuldan içeri girebiliyor mu?

 

“Giriyor. Çocuklar aşağıdan çok zorluyorlar. Çok ilginç. Mesela ben Anadolu’nun birçok kentine gittiğimde de görüyorum. Hiç ummadık yerlerde çocuklar istediği için bizim kitaplarımız okunuyor. Böylelikle sadece okullarda olan kitaplar yerine başka kitaplar da okullara giriyor. Onlar eğitim bir parçası haline gelmişler. Bazen akıllı bir öğretmen, edebiyata karşı bir duyarlı olabiliyor. Bazen bir anne baba olabiliyor. Fakat kaliteli bir edebiyat metnini hiç kimse engelleyemez, o her yerde okunur.”

 

"ÇOCUK BİR SÜRÜ YAZAR OKUYUP KENDİNE AİT BİR DÜNYA OLUŞTURUYOR"

 

 

Peki bu edebiyat türünü icra edenleri konuşacak olursak,  yazarlar çocuklara ne kadar söz hakkı veriyor? Çocuklara soru sormaları için alan ne kadar tanınıyor?

 

 “Yazardan yazara değişebilir. Tabii ki üretebiliyor. Çocuğun bir şey üzerine düşünebilmesini, kendini yeniden üretmesini sağlamak edebiyatın görevidir. Tabiî ki çocuk, yazardan farklı düşünecektir. Bir yazarın kitabını okudu diye yazar gibi düşünmeyecek ya da yazarın bakış açısına sahip olmayacak, yazarın bir kopyası olmayacak. Bir sürü yazarı okuyup çocuk, kendisine ait bir dünya oluşturuyor. Kaçınılmaz olarak sonucu bu.”

 

 

"SANSÜR İNSANIN DOĞASINA AYKIRIDIR"

 

Çocuk kitaplarında sansür uygulanıyor mu? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

 

“Hep bir şeylere sansür koyarak oluşturulan bir algı dünyası var. Zannediyorlar ki şunları şunları sansürlersek çok iyi olur. Oysaki  doğru değil. Sansür, insanın doğasına aykırıdır. Bir şeyleri yasaklamış olmuyorsun, bir şeyleri kontrol dışı bırakmış oluyorsunuz. Oysaki her şeyin ortada olması, konuşulması, konuşulabilmesi gerekir. Ama edebiyatta tabii sansürün olmasının temel nedenlerinden biri de eğitimsizlik. Çocuk edebiyatıyla ilişki kuramayan hiç ummadığınız insanlar, yıllar sonra ilk defa bir edebi metni ele aldıkları zaman ‘ya şu çıkarılsın’ diyebiliyor. Ama hiç ummadığınız insanlar, çok tutucu veya tutucu olmayan bir çevreden de gelebilir… Bazen çok tutucu bir çevreden gelen bir insan daha açık olabiliyor, bu da ilginçtir. Bu da insanların bir metinle ilişki kurabilmesi aslında geldikleri çevreden çok kendi oluşturabilme yeteneğiyle de çok ilgili. Kendi tahliliyle çok ilgili bir şey. Bazen insanlar süreçte kendilerini oluşturmuş oluyorlar, bir metinle nasıl ilişki kurulabileceğini anlıyor ve biliyorlar. Onun üzerinden ilişki kuruyorlar. Edindikleri o deneyim üzerinden metinle ilişki kurabiliyorlar. Onlar da her şeye çok açık ve algıları yüksek insanlar oluyorlar.”

 

BEHİÇ AK ÇOCUKLARLA BULUŞTU

 

Ahmet Telli Çocuk ve Halk Kütüphanesi’nde gerçekleştirilen söyleşide Behiç Ak, çocuk okurlarıyla buluştu. Ak, çocukların "Nasıl yazar oldunuz?", "Nasıl bir anda yazmaya karar verdiniz?", "Başınızdan geçen ilginç olayları hiç kitabınızda yazdınız mı?"  gibi sorularına cevap verdi.

 

 

Yazar Behiç Ak, “Samsun’da doğdum. O zamanlar televizyon yoktu. Çocukluğumuzda küçük hikâyeler yazıp onları resmetmeyi çok severdik. Hatta kibrit çöplerinden küçük çizgi film karakterleri çizerdik. Eğitim hayatım ise farklı gelişti. Mimarlık okudum ve bunun üzerine yüksek lisans yaptım. Ama çocuk hikâyesi yazma tutkum içimde hiçbir zaman bitmedi. Yazar olmak istiyorsanız bol bol okumalısınız. Okuyun ki hayal gücünüz gelişsin. Hayallerinizi, düşüncelerinizi mutlaka yazıya dökmeye çalışın” dedi.

 

Ak, kendisini dinleyen çocuklara ilk kitabının nerede ve nasıl basıldığını  anlattı. Behiç Ak şunları söyledi: “Tuhaf bir tesadüf sonucu ilk kitabım Japonya’da basıldı. Uluslararası bir sergiye katılmıştım. O sergi de Japonya’da düzenleniyormuş. Bir gün eve geldiğimde Japon yayınevlerinden gelen bazı mektuplarla karşılaştım. Benim yaptığım çalışmaları beğendiklerini ve kitaplarımı basmak istediklerini söylediler. Böylece kitaplarım Japon çocuklarla buluştu ve bu başlangıçla ilk öykü kitabım olan “Yüksek Tansiyonlu Çınar Ağacı” Türkiye’de değil Japonya’da yayımlandı. O yıllarda Türkiye’de yayınevleri bu tarz kitapları anlamamıştı. Kendi ülkemde kitaplarım daha sonraki yıllarda ilgi görmeye başladı.”

 

Çocuk kitapları yazarlığının yanı sıra karikatür çizerliği ve oyun yazarlığı çalışmaları da bulunan Behiç Ak; “Bazen küçük bir fikir olarak baktığınız bir olay sonrasında büyük bir hikâyeye dönüşebilir. O yüzden kendi gözlemlerinizi önemseyin, çok çalışın. Bu sizi yazma sürecinizde çokça geliştirir” ifadelerini kullandı.

 

 

Behiç Ak söyleşi sonrasında minik okurları için kitaplarını imzaladı. Ak, bir okurunun kendi yazdığı ve tasarladığı kitabı da imzaladı. 

 

Ataşehir'de Gündem