pazar

 

ÖZEL HABER

Türk lirasının döviz karşısındaki değer kaybı, önlenemeyen enflasyon, zamlar ve gittikçe düşen alım gücü ülkenin belini büküyor. Geçim sıkıntısı, olmadığı söylenen ama derinden hissedilen ekonomik kriz ve düşen alım gücü ya hastalıktan ya da bunalımda öldürüyor!

Hükümet ve TÜİK, açıkladığı rakamlarla pembe tablolar çizerken, yapılan araştırmalarla vatandaşın geçim sıkıntısı çektiği belgelendi. Avrasya Araştırma’nın anketine göre vatandaşlar, TÜİK’in enflasyon ve işsizlik rakamlarını düşük gösterdiğini savunurken, vatandaşların yaklaşık yüzde 84’ü ise geçim sıkıntısı çektiğini ifade ediyor. Bu durum, vatandaşların artık resmi rakamlara güvenmediğini ortaya koyuyor.

 

Belgelenen geçim sıkıntısının ilk durağı olan mutfakları biz de Ataşehir’de Gündem okurları için mercek altına aldık ve pazara çıktık. Pazarda halkın ve esnafın ekonomik krizden nasıl etkilendiği araştırdık:

 

 

 

 

“Bütün hükümetlerin arasında bunun gibi kötüsünü görmedim”

 

Emin Akbaş (Emekli 70 yaşında): “Tek kişi istediğini yapıyor ama tek kişi her zaman hata yapar(!) Ben yetmiş yaşındayım. Bütün hükümetlerin arasında bunun gibi kötüsünü görmedim. Eşim de benim gibi emekli, yine de en cüzi olana yönlenmek zorunda kalıyoruz. Sonra da ne mi oluyor; tabi ki hasta oluyoruz. Sonra da cebimizden hastalık için kat kat daha fazlası çıkıyor. Bu devirde organik beslenmek zorundayız. Bu hükümet böyle olduktan sonra… "

 

 

 

 

 

 

 

"DERDİMİZ DE BORCUMUZ DA ÇOK"

 

Tuncelili Murat Gül (Balıkçı 50 yaşında): “Ben on çocuk babasıyım. Balık satarak ailemi geçindirmem çok zor. Alım gücümüz de oldukça az. Ben bir esnaf olarak 100 TL ile pazara çıkan vatandaşın durumunu size özetleyeyim: vatandaş parayı sebzeye mi versin balığa mı? Bir kilogram balık 10 TL. Geriye kalıyor 90 TL.  Bunun domatesi, soğanı, marulu var. Balığın yanına bir salata alamayacak durumdalar. Vay halimize! Ben balıkçı olmama rağmen balık yiyemiyorum. Bu balık tezgâhı beş ailenin karnını doyuruyor. Derdimiz de borcumuz da çok."

 

Yirmi bir yaşındaki bir diğer balıkçı ise maddi durumlardan şikayet ediyor: "300-400 TL ancak kazanabiliyoruz. O da çok zor artık." diyor.

 

 

 

 

 “ELEMAN FİYATLARI KARŞILANAMIYOR”

 

Esnaf Yakup (Meyve esnafı 23 yaşında): “Maliyetlerin yükselmesine rağmen meyve fiyatları normal. Mandalina fiyatı iki senedir 3 TL'de sabit kaldı.  Mazotun(motorin) litresi geçen sene 4,5 – 5 TL’de seyrederken bugün neredeyse 7 lirayı buldu.  Fiyatlar gene aynı. Kar amacını yükselttiğimiz zaman bu kez talep görmüyor. 20 kasa satmak yerine 10 kasa satmış oluyorsun. Kârımız düşük. Eleman fiyatlarını karşılayamıyoruz.”

 

 

ESNAF DA ALICI DA SIKINTILI

 

  “Çalışanlar ortamdan dolayı normal olarak gider durumuna göre zam istiyor. Ancak bunu karşılayamıyoruz.  Karşılamak için etiket fiyatlarına yansıtmamız gerekiyor. Tezgâha yansıttığımız zaman da fiyatlar yüksek olduğu için müşteriye zor geliyor."

 

ELDEN ELE EKMEK KAVGASI

 

Yakup, “Yetiştiricisi, aracısı, komisyoncusu ve pazarcısı derken beş kişi bu sektörde elden ele ekmek yiyor. Buradaki çaycı da pazarcıdan parasını kazanıyor. Biz burada iş yapacağız ki çaycı çay satacak, birisi ekmek satacak, diğeri yemek satacak, bir başkası poşet satacak." diyerek sorunlarını anlatıyor.

 

 

"TENCEREYİ DOLDURAMAYACAĞIM"

 

 

 

Elindeki balık ve rokanın olduğu poşetleri gösteren bir ev hanımı da: "Tencereyi dolduramayacağım. Yemeklik bir şey alamadık. Pazara da her zaman gelemiyorum. 1650 TL kira veriyorum, bir şey alamıyoruz.  Bir hafta alıyorsak bir hafta gelemiyoruz." diyor.

 

 

"YAPACAK BAŞKA BİR İŞİM OLSAYDI PAZARCILIĞI BIRAKIRDIM"

 

Nihat Ataş (kestane satıcısı 28): “Yüksek fiyatlardan ve satış yapamamaktan şikayetçiyim. Millet bakıyor; fiyatlar yüksek, gidiyor. Her şeye zam geliyor. Biz evin kirasını veremiyoruz. Mağduruz. Kazanamıyoruz. Fiyatlar yükseldikçe yer masrafı, çay parası, çalışan parası artıyor. En fazla üç ay kestane satabilirim. Yapacak hiçbir şeyim yok. Yapacak bir şeyim olsa pazarcılığı bırakırdım." diyor. Ataş, yaz aylarında ise enginar satıyor.

 

 

"KESTANE LÜKS HALİNE GELDİ"

 

 

 “İnsanlar önceden kestaneyi karınlarını doyurmak için alırlardı. Ancak şimdi tadımlık alıyorlar. Kestane şuan lüks bir yiyecek haline geldi. Önceden insanlar 50 TL’ye bir çanta dolusu yiyecek götürüyordu. Şimdi insanlar 100 TL’ye isteğini alamıyorlar. "

 

 

"PAZAR KURU KALABALIK"

 

Aytekin Genç (Pazarcı 45 yaşında): “Bu sene işler iyi değil. Zarar ettik. Sebze bol olduğu için fiyat çok düştü bu sene, bol bol yedi millet.  Evimize aynı parayı götüremiyoruz tabii. Kuru kalabalık yani." diyerek sorunlarını dile getiriyor.

 

 

ÇİFT ETİKET SORUNU

 

Mesut Gümrü (Meyve satıcısı 30 yaşında) : “Ümraniye ve Üsküdar'daki pazarlarda da tezgah açıyorum. İçerenköy'de bazı esnaflar ürünlerini vatandaşa çift etiketle satıyor."

 

 

 

 

 

 

"AYNI MALI DEĞİŞİK FİYATLARA GÖREBİLİYORSUNUZ"

 

 

İlhan Ahıslıoğlu (Emekli 68 yaşında):  "Bir kilograma aldığın şeyin yarısını ancak alabiliyorsun. İyisi olsun istiyorsun ama fiyatı çok fahiş geliyor. Çok serbest bir piyasa var; aynı malı çok değişik fiyatlara görüyorsun. Pazarda gezerek aynı ürünü neredeyse yüzde 40 ucuza alabiliyorsun. 15:00’a kadar çok yüksek bir fiyatla çıkıyorlar ancak 16:00’dan sonra bu rakamlar aşağıya çekiliyor. Böyle olmasının sebebi; sabah bu rakamla alabilen alsın, çabuk bozulan bir mal olduğu için de alamayana ucuza satılıyor." diyerek sabah/akşam pazarı sorununa dikkat çekiyor. Diğer nedenin de esnafların aldığı kâr yüzdelerinin değişiklik göstermesi olduğunu belirten İlhan Ahıslıoğlu, "Kimi esnafa yüzde 20 kar yeterken kimi üzerine  yüzde 60- 100 kar koyuyor. Pazarı seviyoruz ancak bu durumlara üzülüyoruz. Akşam pazarı dağılırken pazarcının bıraktığı malzemeyi toplayan insan var. Biz karı koca emekli olduğumuz halde zamanında bir kilo aldığımızı, 100 grama düşürdük hatta bazen almıyoruz. Biz orta halli sayılırız bir de. Orta halli bir sınıf da kalmadı gerçi. Biz emekli olduğumuz zaman bir ev bir araba alabilecek güçteydik ancak şimdi emekli olanların böyle bir durumu yok. Gidişatımız hiç iyi bir gidişat değil. Biraz da bizden kaynaklanıyor; Kimse taşın altına elini sokmak istemiyor." diyerek pazar kalabalığının içerisinde düşünceli bir şekilde kayboluyor.