GFNHNHNM

 

 

 

Toplumsal hayatı şekillendiren, kurallar koyan ve yönetenlerin eril tahakkümü sınır tanımıyor. Adalet Bakanlığı çocuğa ve kadına karşı işlenen zincirleme suçları kamuoyundan saklıyor. Adalet sisteminde “çocuğun” değil, faillerin “yüksek yararı” gözetiliyor. Türk Ceza Kanununda 32 maddede çocuğa ilişkin düzenlemeler yer alıyor. Ancak özellikle 9 maddenin ilgili fıkra ve bentleri çocuğa yönelik insanlık dışı suçlara ilişkin cezaları düzenliyor. TCK’nın 80/3 maddesi çocuklara yönelik insan ticareti suçunu, 82/1-e maddesi çocuğun kasten öldürülmesini, 94/2-a maddesi işkence suçunun çocuğa karşı işlenmesini, 99’ncu maddesi çocuk düşürtme suçunu, 103’üncü maddesi cinsel istismarı, 104/2 ve 105’nci maddesi içerik bakımından ensesti, 226/1-3 maddesi çocuk pornografisini, 227/1 maddesi çocuğun fuhşa sürüklenmesini düzenliyor. 

 

 

Burada önemli olan nokta şu; TCK’nın müstehcenlik suçunu düzenleyen 226’ncı maddesine ilişkin toplam veri tek başına kimse için bir anlam ifade etmez; basit bir suç olarak görülen müstehcenlik için, “artıyor” denilir ve geçilir. Öte taraftan aynı maddenin 1’nci fıkrasının 3’üncü bendinde tanımlanan çocuk pornosuna ilişkin verilere bakarsanız, Türkiye’nin karanlık yüzünü görürsünüz. Gözden uzak tutulan utanç tablosuyla karşılaşırsınız. Geleceği heba edilen çocukların yaşanmış hikâyelerine bu verilerde rastlarsınız. Geçtiğimiz yıl Kasım ayında çocuk pornografisine ilişkin verileri toplamış ve son 8 yılda bu tarz içerik üreten 6 bin 398 kişinin sanık olduğunu, suç oranında ise yüzde 525 artış yaşandığını açıklamıştım.

 

Ne yazık ki, Adalet Bakanlığı 2018 yılına ait verileri fıkra ve bentlerine göre ayrı ayrı yayımlamak yerine toplam veriyi açıkladı. Hal böyle olunca 2018 yılında müstehcenlik maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle hâkim karşısına çıkan 3 bin 889 kişiden kaçının çocuk pornografisinden sanık olduğunu öğrenmek mümkün olmadı! Konuyla ilgili bilgi edinme talebine ise, “özel çalışma gerektiriyor” gerekçesiyle yanıt verilmedi.

 

Oysa bu veriler için özel bir çalışma gerekmiyordu zira 2002 öncesinden 2017 yıllına kadar olan veriler zaten Bakanlığın internet sayfasında yer alıyordu. Fakat Bakanlık yıllar bazında illerde açılan davalara ilişkin o verileri de sayfasından kaldırdı. Böyle sadece 16 yılın suç yoğunluğu değil aynı zamanda diğer iktidarlarla son 16 yılı bilimsel açıdan karşılaştırma imkânı da ortadan kalktı. Başka bir ifadeyle Adalet Bakanlığı Türkiye’nin suç hafızasını sanal ortamdan silmiş oldu.     

 

Öte taraftan yıllardan beri Bakanlığın internet sayfasında düzenli olarak yayımlanan bu verilerin tam da yargı reformu görüşmelerinin öncesinde kaldırılması manidardır. Suç atlasını oluşturan detaylı istatistiklerin gizlenmesi en basit ifadeyle sansürdür, kamudan bilgi kaçırmaktır. Özellikle kadınlara ve çocuklara yönelik suçlarda görülen artışı saklamak için verilerle oynamak, sansürlemek ve gizlemek anayasal bir suçtur.

 

Söz konusu verilerin sansürlenerek silinmesi sistematik tacizi ve istismarı meşrulaştırmaktadır. Kaldı ki, bu sansür girişiminin arkasında yargı reformu adı altında çocuk tacizcilerinin, istismarcılarının dışarı çıkmasını kolaylaştıracak yeni adımların atılacağı endişesini taşıyoruz. Zira iktidarın çocuğa ve kadınlara karşı işlenen suçlarda “sıfır tolerans” prensibiyle hareket etmediğini daha önce yasalaştırmak istedikleri kanunlardan biliyoruz.