hbkugk

 

 

Türk Ünüversiteli Kadınlar Derneği, yüz yıldır karma eğitimin hakim olduğu Türkiye’de son günlerde iktidar tarafından söz edilen Japonya’da uygulanan kadın üniversiteleri eğitim modeli hakkında basın açıklaması yaptı. Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği, Japonya’yı teknolojideki başarılarının örnek alınmasını dile getirdikleri basın açıklmasında ayrıca,  bir çok yaşamsal sorun varken kadın üniversitesi gibi bir konunun gündem maddesi olmasını, alanlarında ilki oluşturan üniversite mezunu kadınların kurduğu Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği olarak doğru bulmadıklarına vurgu yaptılar.

 

Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği Başkanı Hülya Yüksel dernek adına yaptığı açıklamada şu sözlere yer verdi:

 

“Türkiye bundan yaklaşık yüz yıl önce Cumhuriyetle laikliği, eğitimde birliği ve karma  eğitimi seçmiştir. Karma eğitim, toplumsal cinsiyetin, kadın ve erkeğin fırsat eşitliğinin, anayasamızın ve imzaladığımız uluslararası anlaşmaların gereğidir. 100 yıldır laik olan ve kadın ile erkeğin yaşamın her alanında yasalarla eşit kılındığı ülkemiz için Japonya’daki kadın üniversitelerinin bir örnek teşkil etmesi söz konusu olmamalıdır. Japonya’nın teknoloji alanında gösterdiği başarı hepimiz tarafından takdirle karşılanmaktadır. Ancak toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda uzun yıllar feodal bir yapının egemenliğinde kalan Japonya'da 1860'lara dek hüküm süren samuray geleneğine göre kadının yeri evi, çocukları ve kocasının yanı olduğu bilinmektedir.”

 

“Kadının yaşamın hiç bir alanında ayrıştırılması kabul edilemez”

 

“70 yıl önce Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği’nin kuruluşunda yer alan ilk Üniversite mezunu kadınlarımız gibi alanlarında ülkemizi başarı ile temsil eden genç kızlarımızın yetişmesi için yüksek kalitede eğitimi, cinsiyet ayrımı yapmadan alabildiğimiz üniversitelerin artmasına öncelikle ülke ekonomisinin ihtiyacı vardır. Kadının, yaşamın hiç bir alanında ayrıştırılması, kabul edilemez.” 

 

 

“Hedefimiz sadece kadınların değil tüm gençlerimizin eğitim kalitesinin artması”

 

“Bizim, bir ülkenin gelenekleri nedeni ile kendi kültürüne uygun olduğu için seçtiği eğitim modelini örnek almaktan ziyade üniversitelerimizdeki eğitimi daha ileri seviyelere taşıyacak bilimsel ve akademik bir restorasyone gidilmesi üzerinde kafa yormamız gerekmektedir. Derneğimizin kurucuları arasında yer alan Süreyya Ağaoğlu 1920 yılında İstanbul Kız Lisesi’nden mezun olduktan sonra 1921 yılında, hukuk eğitimi görmek için o yıllarda adı Darülfünun olan İstanbul Üniversitesi’ne tüm koşulları zorlayarak başvurmuştur. Hukuk Fakültesi’nde okumak isteyen ilk kız öğrenci olarak fakültenin kız öğrencilere açılmasında öncü rol oynayan Ağaoğlu beraberinde iki kız arkadaşını da okula getirerek kız öğrencilerin de bu bölümde okumasını sağlamıştır.  1927’de Ankara Barosu’na kaydolarak serbest avukatlık ruhsatını alan Ağaoğlu’nun  “Türkiye’nin ilk kadın avukatı” ünvanı sahibi olduğunu, hayatı boyunca avukatlık mesleğini sürdürdüğünü ve meslek yaşamı boyunca çok sayıda uluslararası konferansta Türkiye’yi başarı ile temsil ettiğini hatırlatmaktan gurur duyarız.   Kadınların başta yaşam hakkının korunabilirliği gibi bir çok yaşamsal sorun varken kadın üniversitesi gibi bir konunun gündem maddesi olmasını, alanlarında ilki oluşturan üniversite mezunu kadınların kurduğu Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği olarak doğru bulmamaktayız.  Hedefimiz sadece kadınların değil tüm gençlerimizin eğitim kalitesinin artması, uluslararası arenada ülkemizi başarı ile temsil edebilmeleri için gereken desteği görmeleri, yüksek yaşam kalitesine sahip gençler olarak ülkemizi geleceğe taşımaları olmalıdır.” dedi.