dernek

 Himmet Kaya Köşe Yazısı

 

 Merhaba Dostlar;

 

Benim de içinde çok kafa yorduğum, ilginç bulduğum bir konu olan sivil toplum örgüt yapılanmasına benim bakış açımı sizlerle paylaşmak istiyorum:

 

Tarih boyunca geleneklerini korumuş, örf ve âdetlerine bağlı  bir yaşam  süren toplumlarda sivil toplum kuruluşları, toplumun dinamiğini oluşturur.

 

Bir toplumun temel ihtiyaçlarının başında gelen dernekçilikte, temsil ettiği toplumun tüm kollarının sistematik işleyişle yürütülmesi o derneğin öncelik ilkesidir. Dernekçiliği güçlü ve uzun vadeli kılan birçok temel öğe vardır. Dernek yönetiminin söz sahibi kişilerden oluşması, kadın kollarının ve gençlik kollarının aktif kişilerden seçilmesi gerekmektedir.

 Bir dernek, temsil ettiği toplumun örf, adet, gelenek ve göreneklerini günümüze taşıyabilmeli ve kültürel zenginliğini topluma yayabilmelidir. Aynı zamanda dernekler, hiçbir din, dil, ırk, siyasi görüş ayırt etmeksizin hemşehrilerini aynı çatı altında toplamalı ve birlikte hareket edebilmelidir.

 

 Amacı, kültürlerin nesilden nesile aktarılması olan kuruluşların, toplumdaki saygın istikrarlılıklarını ancak faaliyetleri belirler. Hemşehri odaklı kurulan il, ilçe veya köy dernekleri oluşturdukları güç birlikteliklerini hayata geçirebildikleri zaman amaçlarına ulaşabilmiş demektir. Dernek bünyesinde çeşitli kültürel faaliyetler veya sosyal aktiviteler çok önemlidir. Ayrıca çeşitli ihtiyaç sahiplerine veya kurumlara ulaşarak dernek çatısı altında ihtiyacı sonlandırabilmek en önemli manevi gayelerden biridir.

 

Olması gereken dernekçilik anlayışı yukarıda yazılanlardan ibaretken gelin görün ki fırsatçı kullanımdan dolayı dilimize “kazandırılmış” bir algı var ki o da “tabela dernekçiliği” dir.

 

Ataşehir, ilçe olduğundan bu zamana kadar birçok açıdan büyüme gösteren ve kültürüne sahip çıkan bir ilçe… Ataşehir, 400 bini aşan nüfusuyla Türkiye’nin birçok rengini içinde barındırıyor. Renklerin kardeşliğini yaşatmak için kurulan dernekler ele alındığında ise; birçoğunun siyasi rant için kurulduğunu ve “tabela derneği”  yakıştırmalarının “hakkını verdiği” görülüyor.

 

Ataşehir’de Kars’tan Ağrı’ya Sinop’tan Kastamonu’ya, Van’dan Erzincan’a, Erzurum’dan Sivas’a, Artvin’den Çankırı’ya, Bayburt’tan Malatya’ya, Çorum’dan Serhat illerine, Yozgat’tan Ardahan’a vs. kadar sayısı yirmileri aşan il dernekleri ele alındığında ortaya sorunlu bir tablo çıkıyor.

 

Bu derneklerin çoğunda, farklı anlayışların ortak paydada buluşamaması sorunu bir yana, yapılması gereken kültür dayanışması veya sosyal aktiviteler, kurslar, yardım projeleri, kültür gezileri, birlik ve beraberliğin perçinleştirildiği zamanların gerçekleşmedi de gözler önünde…   

 

İlçede şimdiye kadar yapılan ve sivil toplum kuruluşlarının gerek görevli gerekse davetli olduğu alanlarda bir masanın etrafını doldurmayan kişilerden oluşan derneklerin ve üyelerinin eksikliği dikkat çekiyor.

 

 Derneklerin çoğu, yalnızca senede bir veya iki defa toplandıkları gezi veya etkinlik gecelerinin dışında sadece seçim zamanı yaklaştığında toplum içerisinde yer alıyor.

 

Kimlik savaşlarının yapıldığı ülke politikasının ilk ayağı haline gelmiş tabelasıyla siyasi rant peşinde olan dernekler mevsimlik işçilere benziyor!.. Amacına ulaşıp siyasi görüşüne yakın partilerde rol almayı başaran dernek yöneticileri, dernek faaliyetlerine katkı sağlamamakla birlikte, sayesinde var olduğu hemşehrileriyle de iletişim soğukluğunu ilke ediniyor. Bu tür dernekler tabelalarıyla kişinin kimlik krizinin imdadına yetişiyor!

 

 Toplumda herhangi bir yer edinememiş ve varlığını borçlu olduğu oluşuma sahip çıkmayan kişiler siyasette nasıl halkın temsilcisi olacak merak ediliyorum!..

 

Saygılarımla...